Ayvalıkta Hava

İlk Çağ Uygarlıkları

İletişim

Sümerler


İcat ettikleri Çivi yazısıyla tarih çağlarını başlatan ve dünyanın ilk uygarlığını kuran toplum. İÖ 4. binyılın sonlarına doğru, günümüzdeki Fırat Nehri ve Dicle Nehri  arasında kalan ve tarihsel çağlarda Mezopotamya adı verilen bölgeye yerleştiler. Mezopotamya’nın yerli halkı olmayan Sümerlerin nereden geldikleri kesin olmamakla birlikte, Hazar Denizi’nin güneyinden geldikleri sanılmaktadır.

Tarihi

Yaşadıkları çağa göre yüksek bir uygarlık düzeyine ulaşmış olan Sümer Uygarlığı’nın, bu uygarlığı kurmak için gerekli temel ilkeleri beraberlerinde getirdikleri kuşkusuzdur. Günümüzdeki Irak topraklarında kalan el-Obeid yerleşmesi, Sümer Medeniyetinin kurdukları ilk köy yerleşmesidır. İÖ 4. bin yılda kurulan bu yerleşmeyi başka köy yerleşmeleri izledi. Bu tarihten 1000 yıl kadar sonra ilk kent devletleri tarih sahnesine çıktılar. Aynı tarihlerde Arabistan ve Suriyeçöllerinden gelen Sami kökenli Akatlar yöreye yerleştiler ve zaman içinde büyük bir devlet kurdular. Ancak ilkel bir uygarlığa sahip olan Akkatlar, Sümer kültüründen derinden etkilendiler ve kendi kültürlerini oluşturdular. İÖ 3000′lerde kurulan Lagaş, Ur, Uruk ve Kiş kent devletleri dönemine Eski Sümer Çağı adı verilir. Bilinen en eski Sümer kralı, Kiş kralı olan Etana’dır. İÖ 2800′lerde yaşamış olan bu kral, çevresindeki bazı kentleri sınırları içine katarak devletini genişletti. Etana’dan sonra Meskiagşer adlı bir kral Uruk Kenti’ni (bugün Warka) kurdu. Bu dönemde Uruk Kenti Önemli bir rol oynadı. Meskiagşer egemenlik alanını Zagros Dağları’na kadar yaydı. Oğlu Enmerkar ve torunu Lugalbanda, iran’da bulunan Aratta Kenti ile savaştılar, kenti ele geçirdiler. Lugalbanda’yı izleyen Enmebaraggesi ve Agga dönemlerinde fetihlerin yanı sıra bayındırlığa da önem verildi ve Nippur Kenti‘nde Sümerlerin baş tanrısı olan Enlil için Ekur Tapınağı yapıldı, Bu tarihten sonra Nippur, Sümer dünyasının dinsel ve kültürel merkezi haline geldi.İlk Hanedanlar Çağı’nın bir başka önemli kenti de Ur’dur. Masennepaddaadlı bir kralın kurduğu bu kent, onun ölümünden sonra bir süre önemini yitirdi ve Sümer dünyasının önderi olarak Uruk yeniden öne çıktı. Bu dönemde Uruk’un başında, yarı Tanrı olarak bilinen destansı kahraman Gılgamış (bak. Gılgamış Destanı) bulunuyordu. Kiş’in yıkıma uğraması, Ur ve Uruk’un Elam egemenliği altına girmesinden sonra Sümer dünyasının ortalarında yer alan Adab‘ın kralı Lugalannemundu İÖ 2500′lerde yeniden denetimi ele geçirdi. Ardından Kiş’te ortaya çıkan Mesilim adlı güçlü bir kral, etkisini gösterdi ve birçok kente boyun eğdirdi. Sümer tarihinin en önemli kentlerinden biri olan Lagaş’ın Eannatum’dan sonra gelen kralı Urukagina dünyanın bilinen ilk yasasını yaptı. Urukagina reformları olarak bilinen bu yasalarda, köleliğin kaldırıldığı ve özgürlüğün getirildiği belirtilmektedir. Urukagina’yı tahtından indiren Umma Kralı Lugalzagessi’yi kısa bir süre sonra İÖ 2340′larda Akkatların güçlü kralı Sargon (İÖ 2340-2284) Lagaş’ı, ardından da tüm Sümer kentlerini eie geçirdi ve 200 yıla kadar sürecek olan Akad İmpartorluğu‘nu kurdu {bak. Akadlar). İlk Hanedanlar Çağı olarak adlandırılan Sümer tarihinin bu ilk dönemi kendi arasında üçe ayrılır; Birinci Hanedanlar Çağı (İÖ yak. 2850-2700), İkinci Hanedanlar Çağı (İÖ yak. 2700-2600), Üçüncü Hanedanlar Çağı (İÖ yak. 2600-2350). İÖ 2150′lerde Zagros Dağları’ndan inen yırtıcı Guti boyu, Akkat İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdıktan sonra Sümer tarihinde Yeni Sümer Çağı adı verilen bir dönem başladı (İÖ yak. 2150-2000). Guti egemenliğine karşın, ikinci Lagaş Hanedanın rahip krallarından Urbaba (İÖ yak. 2164-2144) Lagaş’ı yeniden güçlendirdi. Özellikle damadı Gudae (İÖ yak. 2144-2124) dönemi, Lagaş’ın en parlak dönemi oldu. Gudae güçlü bir kral olduğu kadar bayındırlık ve kültür hareketlerine de Önem verdi. Lagaş kazıları sonucunda bu krala ait birçok eser gün ışığına çıkarıldı. Lagaş’ın ardından Uruk ve Ur kentleri de yeniden tarih sahnesine çıktılar. Özellikle Uruk Kralı Utuhegal’in komutanlarından Ur-Nammu, Ur’da kendi adına bir hanedan kurdu. Tarihte lIl. Ur Hanedanı (İÖ. yak. 2111-2000) olarak bilinen bu krallık soyu, bir yüzyıl boyunca tüm Sümer kentlerinin yanı sıra Akad uygarlığının topraklarını da ele geçirdiler ve kendilerine “Sümer ve Akkat kralı” sanını vererek merkezi bir yönetim kurdular. Ur Nammu’nun yaptığı yasa düzenlemeleriyle Sümerlerin ikinci yasa koyucusu oldu. Ur-Nammu’nun oğlu Şulgi, Sümerlerin en büyük kralı olarak bilinir. Fatih bir kral olmasının yanı sıra güçlü bir asker ve devlet adamı, güzel sanatların koruyucusu ve gözeticisiydi. Şulgi’nin görkemli dönemi, İÖ yak. 2000′lerde Sami kökenli yırtıcı boyların Ur Kenti’ni yakıp yıkmalarıyla son buldu. Böylece Sümerlerin egemen tarihleri son bulmasına karşın, Sümerliler Sami boyların egemenliği altında bir süre daha yaşadı.

Uygarlık

Tarihin bilinen en eski uygarlığını kuran Sümer uygarlığı, önceleri kent devletleri halinde yaşamlarını sürdürdüler. Ortak özellikleri olan bu kentlerin yöneticisi patesi adı verilen bir kent beyiydi. Ancak beyin yanı sıra genellikle kentin merkezinde yer alan her kentin ayrı tanrısına adanan tapınakta görev alan rahipler de yönetimde etkiliydiler. Beyin temel görevleri, kenti düşmana karşı savunmak, yani başkomutanlık, başrahiplik ve başyargıçlıkîı. Yönetim genellikle babadan oğula geçiyordu. Beyler kendilerini Tanrıların yeryüzündeki vekili olarak tanıtıyorlardı. III. Ur Hanedanı’na kadar beylerle yönetilen Sümer kentleri, bu dönemden sonra yönetimin tek elde birleşmesi üzerine beyler, kral sanını kullanmaya başladılar. Sümer kent devletleri, merkezinde, yüksek bir teras üzerinde yer alan ve adına ziggurat denilen bir tapınağın etrafında kuruluydu. Tapınağın etrafında da dar ve dolambaçlı sokakların üstünde yer alan genellikle tek katlı yapılar kenti oluşturuyordu. Birçok odadan oluşan evler bir bahçeye açılıyordu. İki katlı yapılar ise kent yöneticilerine ve önde gelen kişilere aitti. Kazılar sonucunda bu evlerden açığa çıkarılan sayısız ev eşyası, Sümerlerin günlük yaşamlarına ışık tutmaktadır. Sümerlerin günlük yaşamlarında, tük öteki ilkçağ boylarında olduğu gibi, en büyük uğraşılarını din oluşturuyordu. Binlerce Tanrıya sahip olan Sümer dininde baş Tanrı Enlil idi. Enlil’den önceki sırada ise, Yunan mitolojisinde olduğu gibi, Gök Tanrısı An ile Yer Tanrısı olan Ki buluyordu. Enlli’den sonraki en büyük Tanrı Enki idi. Enlil’in eşi Ninlil Tanrıçaların en büyüğüydü. Aşk ve Savaş Tanrıçası İnanna da önde yer alan Tanrılardan biriydi. Baş Tanrıların yanı sıra her kişinin kendini koruduğuna inandığı bir Tanrısı vardı. Sümerlere göre Tanrılar önce evreni, ardından da insanı yarattılar. Evreni yönetmek, dirliği ve düzeni korumak için de kendi aralarında iş bölümü yaptılar. Sümer inancına göre, insan öldükten sonra yeraltı dünyasına gideceği için bu dünyada Tanrıların koyduğu düzene saygılı olmalı ve ibadet etmelidir. Ayrıca belirli zamanlarda, Tanrıların Öfkesini dindirmek, bereketi çoğaltmak, savaşları kazanmak için tapınaklarda Tanrılara kurbanlar adamalıydılar. Sümerlerin temel geçim kaynağını tarım oluşturuyor, hayvancılık ikinci sırada yer alıyordu. Fırat ve Dicle akarsularının suladığı verimli toprakların yanına kurulmuş olan kentlerde yapılan tarım, yılın belirli dönemlerinde taşan bu iki ırmak sular altında bırakmasın diye, Sümerler tarihin bilinen ilk kanallarını yaptılar, o günkü teknikle bu kanallar, bir hayli gelişmiş yapıya sahiptiler, iki nehir aracılığıyla elde edilen tarımsal ürünlerin fazlası öteki kentlere taşınıyor ve satılıyordu. Böylece bilinen ilk yazıya geçirilmiş ticaret gerçekleştiriliyordu. Ele geçen çiyiyazılı belgelerden Sümerlerin ticaretini yaptıkları malların ve hayvanların cinsleri bilinmektedir. Sümer toplumunun temelini aile oluşturuyordu. Yasalarla düzenlenen evlilikler, günümüzdeki evlenme cüzdanlarına benzer bir belgeyle resmileştiriliyordu. Baba aile reisiydi. Eğer evlendiği kadın çocuk doğuramamışsa erkeğin ikinci bir kadın almak hakkı vardı. Toplumun temelini özgür insanlar oluştururken, özellikle savaşlarda ele geçirilen tutsaklar da köle sınıfını oluşturuyordu. Ancak köleler özgürlüklerini satın alma ve özgür bir kadınla evlenme hakkına sahiptirler. Sümerler tarihte bilinen Uk yazı olan çivi yazısını (bak.) bularak uygarlığın temelini atan topluluktur. Dilleri Sümerce, dilbilim açısından bitişken Asya kökenli bir dildir. Günümüzde yaşayan diller arasında, işleyiş açısından Türkçe ve Macarca ile yakınlığı vardır. Dili ve yazıyı öğretmek için okullar kurmuş olan Sümerlerden günümüze hemen her bilim dalında belge ulaşmıştır.

Edebiyat

Sümerler çiviyazısıyla günümüzde bilinen birçok bilim dalının yanı sıra edebiyat eserleri de yazmışlardır, Özellikle Nippur Kenti’nin kazılmasından sonra bulunan yazılı oluşturması, Sümer edebiyatını araştırmayı kolaylaştırdı. Günümüze kadar yapılan kazılardan çıkan metinler üzerinde 30.000 kadar edebiyat satırı bulunmaktadır. {50 ila 1000 satır arasında değişen satırda) İlk Sümer edebiyat metinleri İÖ 2500′lerde yazılmışsa da, en gelişmiş çağı İÖ 1880′lerdir. Ancak bu dönemde Sümerler özgür bir toplum değil, Sami kökenli toplulukların egemenliği aldındaydı. Yine de Sümer dili, Klasik Çağda Yunanca, ortaçağda Latince gibi İsa‘nın doğumuna kadar öteki diller karşısında üstünlüğünü korudu ve yaşadı. Bu nedenle egemen olmamalarına karşın Sümerler, edebiyatlarını tüm öteki bilim ve sanat dalları gibi çiviyazısını kullanan topluluklara aşıladılar.Günümüze kadar bulunan edebiyat metinleri şu konu ve türlerdedir: İlahiler, ağıtlar, destanlar, mitoloji, atasözleri, öyküler, anlatılar vb. Özellikle ayrıntılı bir biçimde işlenmiş olan mitoloji konuları Sümerlerden sonra gelen tüm Ön Asya topluluklarınca benimsenmiş, küçük değişikliklerle onların da mitolojilerini oluşturmuştur.Özellikle Eski Yunanlılar, ana çizgilerini Sümer mitolojisinin oluşturduğu Yunan mitolojisini görkemli bir duruma getirmişlerdir. İnsanın çamurdan, Havva‘nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratılması, yasak meyvenin yenilmesi nedeniyle Adem ile Havva’nın cennetten kovulmaları, Habil-Kabil kardeşlerle başlayan insanoğlunun çatışması, Eyüp Peygamber’in acı çekişi ve sabrı, Aisopos‘un (Ezop) hayvan hikayeleri gibi daha birçok konu, Sümerlerin yazıya döktükleri edebiyat kompozisyonlarına dayanmaktadır. Sümer edebiyatının izleri çok çeşitli yollarla Yunan dünyasına geçerek daha olgun düzeye erişmiştir. Tevrat‘ta işlenen birçok konunun da kaynağını Sümer edebiyatı oluşturur. Binlerce yıl dinle ilgilisi anlaşılamayan Tevrat’taki açık açık şiirlerle dolu Süleyman’ın “Şarkılar Şarkısı” bölümünün Sümer edebiyat metinlerinin incelenmesinden sonra, Sümerlerin “Kutsal Evlenme” adını verdikleri şarkılara benzediği ve onlardan esinlenildiği anlaşıldı. Sümer İnanışına göre Kutsal Evlenme, Venüs gezegenini simgeleyen Aşk Tanrıçası İnanna ile yılın altı ayını yeryüzünde, altı ayını da yeraltında yaşamaya hükümlü olan eşi Çoban Tanrısı Tumuzi’nin yeniden birleşmelerini simgeler. Yılbaşı sayılan bu birleşmeden sonra Sümer ülkesine bolluk gelecek, tüm canlılar döllenecektir. Sümerler bu dinsel töreni somut bir biçime sokmuş, Dumuzi yerine o günün kralını, İnanna yerine de bir rahibeyi geçirerek aynı birleşmeyi gerçekleştirmişlerdir. Kutlama günlerinde, çeşitli çalgıların eşliğinde söylenir, eğlenceler yapılır, kralın, ağzından rahibeye (yani inanna’ya), rahibenin ağzından krala (yani Dumuzi’ye) aşk dolu sözler içeren şiirler ve şarkılar iletilerek Tanrısal olay, insana dönük bir biçimde gerçekleştirilmeye çalışılırdı. Bu gelenek, sonraki yüzyıllarda İsrail‘e de geçmiş ve dinsel nitelikteki bu şiirler Tevrat’ta da işlenmiştir. Ortadoğu’nun birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yapılan Hıdırellez (Hızır ile İlyas‘ın birleşmesi) şenliklerinin kökeni de yukarıdaki öyküye dayanır.Sümer edebiyat metinlerinin büyük bir bölümü şiir biçiminde yazılmıştır. Uyak (kafiye) yoktur, ancak yinelemeler (nakarat), koşutluklar ve mecazlar şiir biçimini oluşturur. Metinlerin türlerine göre kullanılan dil de değişiktir. Yüksek dil, kibar dil ve kadın dili gibi değişik adlar alan bu diller aslında Sümercenin lehçeleridir. Kadınların şiirler kadın dilinde yazılmıştır. Şarkı olarak söylenecek şiirleri sonunda hangi çalgı ya da çalgıların eşliğinde çalınacağı, koro eşlik edecekse şarkıya nerede katılacağı ayrıca belirtilmiştir. Sümer edebiyat metinleri anonimdir; hiçbirinin yazarı bilinmez. Sümerler edebiyat metinlerinin kitaplık ya da arşivlerde saklanması ve korunması için kataloglar yapmışlardır. Bu katalogların yardımıyla gün ışığına çıkarılıp incelenen metinlerin hangi edebiyat türü ve biçiminde olduğu kolayca saptanabilmektedir.

Sümer edebiyatından örnekler: Aşk Tanrıçası inanna için yazılmış övgü şiirlerinden biri: Gece parlayan yıldız, göğü dolduran ışık, Gecenin hanımı gökte görkemli doğan,Ülkenin insanları gözlerin ona çevirirler,Erkekler arınır, kadınlar temizlenirler, Kırların yaratıkları, yaşayan varlıkları, Yüksek bayırların dört ayaklıları, Bereketli bağîar ve bahçeler, yeşil kamışlar ve ağaçlar, Derinliklerin balıkları, göğün kuşları, önünde diz çökerler. Hanımım onları uykuya gönderir çabucak,Göğün ortasında coşkuyla gözler onlar. Başka biri:Yukarıdan gelen o hanıma “selâm” derim,Göğün kraliçesi İnanna’ya “selâm” derim,Yerde ve gökte kuvvetli olan ona, Onun kutsallığına, onun yüceliğine, sonsuz kudretine,Bütün Tanrılar arasındaki parlaklığına, Bir meşale gibi göğü yarışına, Bütün ülkeleri bilişine “selâm” derim. Tevrat’ta Süleyman’ın “Şarkılar Şarkısı” bölümündeki şiirlere koşut olan ve Sümer Kutsal Evlenme törenlerinde Aşk Tanrıçası İnanna yerine bir rahibenin, Çoban Tanrısı Dumuzi’yi simgeleyen krala söylediği bir aşk şarkısından:

Güvey kalbimin sevgilisi,
Senin güzelliğin hoştur, bal gibi tatlı,
Arslan kalbimin sevgilisi,
Senin güzelliğin hoştur, bal gibi tatlı.

Beni büyüledin sen, karşında titreyerek durayım,
Güvey, senin elinle yatak odasına götürüleyim.
Beni büyüledin sen, karşında titreyerek durayım,
Aslan, senin elinle yatak odasına götürüleyim.

Eyüp Peygamber öyküsünü yansıtan uzun Sümer şiirinden bir bölüm:

kuşlar gibi kaçıracağım,
Onları komşu yuvasına kaçan bir kuş gibi kaçıracağım,
Onları yerle bir edeceğim,
Aratta’yi yıkıldığı söylenen kent gibi, toza döndüreceğim,
Halkını Enki’nin lanetlediği Aratta’y.
Daha önce yıkılmış yer gibi toz duman edeceğim”.

En eski kral ve kahraman olan Gılgameş’e ait 5 destan bulunmuştur. ‘”Gılgameş ve Ölümsüzler Ülkesi” destanından birkaç bölüm:

Bey Gılgameş ölümsüzlük ülkesini aklına koydu, Uşağı Enkidu’ya dedi ki: “Ey Enkidu, tuğlaya ve damgaya yazılmış kader henüz sona ermeden, “Ülkeye gideceğim, adımı dikeceğim, Ünlerin yükseldiği yerde adımı dikmek istiyorum”Uşağı Enkidu ona yanıt verdi: Ey efendim eğer ülkeye gitmek istiyorsan Utu’ya bildir, Ülke Utu’nun yönetimindedir. Kesilip yakılan sedirlerin ülkesi Utu’nun elindedir, Utu’ya bildir”. “Ey Utu sana bir söz söyleyeceğim, kulağım benim sözümde olsun, Kentimde insanlar ölüyor, kalbi sıkıyor,İnsanlar yok oluyor, kalbe ağır geliyor,Duvardan baktım,Ölüleri gördüm, ırmaklarda sürüklenirken,Bana da öyle olacak gerçek budur,En uzun adam göğe ulaşamaz,En geniş adam yeryüzünü kaplayamaz,Henüz tuğla ve damgada alınyazısı olan son gelmeden,Ülkeye girmek istiyorum, adımı yüceltmek istiyorum”Sümer Tugan anlatısında: Ziusudra onun yanında durarak dinledi,haykırayım senin için, Nerde şimdi ışıldayan, prens gibi akıl verenim, haykırayım senin için, Nerde şimdi kalbleri neşelendiren tatlı şarkım, haykırayım senim için. Bir oğulun annesini çeşitli yönleriyle tanımlayan 53 satırlık bir şiirden: Annem ufukta parlayan bir ışık, dağda dişi bir geyik,Öğle zamanı bile ışıldayan bir sabah yıldızı,Annem ilahı bir yağmur, iyi tohumlar için bir su, Turfanda yetişen bir üründür o, Annem çok tatlı kokan bir hurma ağacı, Bir meyve salkımı bir süslü çelenktir o.

Sümerler atasözünü ve deyimlerini toplayarak kitaplara dönüştürmüşlerdir.

Onlardan bazıları:

Cahil adamın ağzı var (boş konuşması}.
Açık ağıza sinek girer.
Vakit geçirdin, ne yararlandın?
Kim çok yerse uyuyamaz.
Çiftleşmeden gebe kalınmaz, yemeden şişmanlanmaz.
Tarla sürecek adam tarla sürsün, arpa biçecek adam arpa biçsin.
El el üzerinde adamın evi yapılır, mide mide üzerine evi yıkılır.

Sümer sanatı.

Mezopotamya’daki ilk sanat örneklerini veren Sümerler, sanat adına yarattıkları her dalda dinin etkisi altında kalmışlardır. Mimarlık alanında yaptıkları anıtlar, Mezopotamya’da taş bulunmadığı için, pişmiş topraktan elde edilen tuğlalarla dikilmiştir. Bu kerpiç malzemeyle surlar, tapınaklar, saraylar ve evler yapmışlardır. Uruk Kenti’nin etrafını çeviren 9.5.km uzunluğunda ve 5 m kalınlığındaki sur, Sümer sur mimarlığından günümüze ulaşan en iyi örnektir. Zigurrat adı verilen tapınak türü Sümerlere özgü bir mimarlık biçimidir. Taraçalar halinde yapılan zigurratların en üst taraçasında tapınak ya da bir sunak yer alıyordu. Zigurratların taraçaları merdivenlerle ya da rampalarla birbirine bağlanıyordu. Mimarlık alanında önem taşıyan bir başka yapı türü de saraylardır. Yapıldıkları ırmağın taşkınlarından korunmak için yüksek setler üstünde yapılan saraylar, genellikle dikdörtgen avluların etrafında yer alan odalar ve koridorlardan oluşuyordu. Kalın duvarlara sahip olan saray planlarının küçültülmüşü de evler için uygulanıyordu. Pencere kayramı olmadığı içki, ışık yalnızca kapılardan alınıyordu. Sümerlerde mezar mimarlığı, Mısır’da olduğu gibi görkemli olmadığı için günümüze ulaşan örnekler pek önemli sayılmaz. Sümer sanatının en önemli dalını heykelcilik oluşturur. Bilinen en eski örnek, İÖ 2800′lere tarihlenen bir tanrıça başıdır. Uruk’ta bulunan bu heykel başı, mermerden yapılmıştır, Eski Sümer dönemine ait heykellerin en Önemlisi, istanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan Adab Kralı Lugaldalu’nun heykelidir. Kabartma sanatı ise fazla önem taşımaz. Günümüze ulaşan parçalar arasında en önemlisi, Lagaş Kralı Eannatum’un yaptırdığı Akbabalar Stetf’dir. Yeni Sümer Çağı’nda yine Lagaş Kralı Gudae döneminde heykelcilikte bir atılım gözlenmektedir. Çoğunluğu Gudae’nın kendisini işleyen diyorit taşından yapılma bu heykeller genellikle oturur durumda işlenmişlerdir. Heykelciliğin yanı sıra küçük el sanatlarıyla ilgili eserler de ayrı bir önem taşır. Ur kral mezarlarında bulunmuş olan altın, gümüş ve bakır eserler sözü edilmeye değerdir. Bunlara arasında altın miğfer, çeşitli silahlar, süs ve sofra eşyaları, müzik aletleri sayılabilir. Bir başka gelişmiş sanat da keramiktir. Renk ve biçim zenginliği bakımında keramikten, kapların yanı sıra küçük heykelciklerin yapımında da yararlanılmaktaydı. Sümer küçük el sanatlarının kendine özgü güzelliği olan bir dalı da silindir mühürlerdir. Negütif kabartma olarak yapılan bu mühürlerde çeşitli sahneler betimlenmiştir

Antik Şehirler

08/09/2010 Gün Ortalama:9  Bugün 9 Ziyaret var  Sitede 4 kişi var  IP:38.107.191.97